>



kimse okumasa da yazdıklarımı,kimse duymasa da söylediklerimi,kimse bilmese de bildiklerimi,kimse hissetmese de duygularımı,kimse sevmesede sevdiklerimi,bir gün herkes öğrenecek beni

ANASAYFA

ANASAYFA

KİMLİĞİM

HABERLEŞ

ANASAYFA

ELANUR

YAZILAR
  • SANA BAKMAK
  • İŞARET BUYRULDU
  • Terk Edilmiş Bir Gerilim: Özne/Nesne Kavgası
  • Ben de fena halde ıstırap içindeyim Sayın Demirel
  • Dostluk Gülü
  • İnkar
  • Üstü öpülmüş satırlar
  • Düş'ün Ölümü
  • ARKADAŞLARIM
  • Elanur
  • vuslatasevda
  • Şemail
  • LİNKLER
  • Kanat Sesleri
  • Onur Akın
  • Aykut Kuşkaya
  • Ravda
  • RUHUM BANA VAAZ ETTİ


    "ve kendine küfredene dostluk gösteren ama halkın nefret ettiği insanı sevmeyi öğretti. Ruhum bana Sevgi‘nin sadece sevende değil, sevilende de kendisiyle gururlandığını gösterdi. Ruhum bana vaaz etmeden önce Sevgi yüreğimde iki çivi arasına gerilmiş ince bir ipti. Ama şimdi başı sonu, sonu da başı olan bir hale oldu. Bu hale bütün varlıkları çevreler ve bundan sonra var olacakları da kucaklamak üzere yavaş yavaş genişler. Ruhum bana öğüt verdi ve cildin, biçimin ve rengin altında gizli olan güzelliği görmeyi öğretti. Gerçek çekicilikleri ve hoşlukları görünene kadar çirkin denen insanlar hakkında uzun uzun düşünmem için beni eğitti. Ruhumun öğüdüne kadar Güzelliği iki sis kolonu arasında titreyen bir meşale gibi görürdüm. Şimdi sis kayboldu, alevlerden başka bir şey görmüyorum. Ruhum bana vaaz etti ve dilin, gırtlağın ve dudakların çıkaramayacağı sesleri dinlemeyi öğretti. Ruhum bana vaazedene kadar gürültü ve feryattan başka bir şey duymazdım. Ama şimdi Sessizliği daha kolay duyuyor, Görünmeyen‘in sırlarını haykıran çağların ilahilerini ve gökkubbenin şarkılarını dinliyorum. Ruhum bana vaaz etti ve sıkılmamış, hiçbir elin ve dudağın dokunamayacağı kadehlere hiçbir zaman doldurulamayacak şarabı içmeyi öğretti. Ruhum bana vaazedene kadar susuzluğum bir yudum suyun söndürdüğü küller altında gizlenmiş belirsiz bir kıvılcım gibiydi. Ama şimdi arzum kadehim, duygularım şarabım, yalnızlığım sarhoşluğum oldu ; artık bu dindirilemeyen susuzluğumda sonsuz sevincimi yaşıyorum. Ruhum bana vaaz etti ve insan biçimine girmemiş olana dokunmayı öğretti ; dokunduğumuz her şeyin arzumuzun parçası olduğunu gösterdi. Ama şimdi parmaklarım, evrendeki Görünmeyen'le birleşen şeye karışan sise dönüştü., Ruhum beni mersinden ya da tütsüden yayılmayan kokuyu solumam için eğitti. Ruhum bana vaaz edene kadar bahçelerdeki, şişelerdeki ya da buhurdanlıklardaki kokulara ihtiyacım vardı. Ama şimdi adaklar ya da kurbanlar için yakılmamış olan tütsülerin de kokusunu alabiliyorum. Ve yüreğime boşluğun neşeli esintileriyle hiçbir zaman sürüklenmeyecek kokuları dolduruyorum. Ruhum bana vaaz etti ve görünmezlik ya da tehlike çağırdığında, "hazırım" diyebilmeyi öğretti. Ruhum bana vaazedene kadar tanıdıklarım dışında haykıranların sesine ses vermezdim ve kolay ve düz yollar dışındakilerde yürümezdim. Şimdi, Görünmezlik, Görünmezliğe ulaşmak için koşturabileceğim bir at oldu; düzlükler doruğa tırmanacağım merdivene dönüştü. Ruhum benimle konuştu ve dedi ki, "Zaman‘ı, ‘dün vardı, yarın da olacak' diyerek ölçme" Ve ruhum benimle konuşana kadar Geçmiş‘i hiçbir zaman tekrarlanmayacak, Geleceği de asla ulaşılamayacak bir çağ olarak hayal ederdim. Şimdi şu anın bütün anları kapsadığını ve içinde umut edilebilecek, yapılabilecek ve anlaşılabilecek her şeyin bulunduğunu anlıyorum. Ruhum bana vaaz edip boşluğu, "burası, orası ve şurası" diye sınırlamamam için beni uyardı. Ruhum bana vaaz edene kadar yürüdüğüm yerin boşluğun diğer yerlerinden uzak olduğuna inanırdım. Şimdi bulunduğum yerin her yeri içerdiğini ve yürüdüğüm mesafenin bütün mesafeleri kapsadığını anlıyorum. Ruhum beni eğitti ve başkaları uyurken uyanık kalmamı öğütledi. Ve başkaları çalışırken uykuya teslim olmamı. Ruhum bana vaaz edene kadar uykumda ne onların düşlerini görürdüm, ne de onlar benim hayallerimi düşlerdi. Şimdi onlar beni seyretmezken asla düş gemimle açılmıyorum, onlar da ben özgürlüklerine katılmadıkça hayallerinde göklere yükselmiyorlar. Ruhum bana vaaz etti ve dedi ki, "Övgülerle kibirlenme, ayıplamalarla sıkıntıya düşme." Ruhumun öğütlerine kadar işlerimin değerinden kuşku duyardım. Şimdi ağaçların ilkbaharda çiçeklenmesi ve yazın meyve vermesi için övgülere gerek olmadığını biliyorum ; ve ayıplanmaktan korkmadan güzün yapraklarını döküp kışın çıplak kaldıklarını. Ruhum bana vaaz etti ve ne cücelerden daha büyük ne de devlerden daha küçük olduğumu gösterdi. Ruhum bana vaaz edene kadar insanlığı iki kişi olarak görürdüm ; biri acıdığım güçsüz, diğeri izlediğim ya da direndiğim güçlü. Ama şimdi her ikisi de olduğumu ve ikisinin aynı maddeden yapıldığını biliyorum. Kaynağım, onların kaynağı; bilincim, onların bilinci; kavgam, onların kavgası. Onlar günahkarsa, ben de günahkarım. Onlar iyiyse bundan ben gurur duyarım. Yükselirlerse onlarla yükselirim. Hareketsiz kalırlarsa tembelliklerinden utanırım. Ruhum benimle konuştu ve dedi ki, "Taşıdığın fener senin değildir, söylediğin şarkı senin yüreğinde bestelenmedi, ışığı taşısan bile ışık olamazsın, gitarın tellerini titreterek gitar çalamazsın." Ruhum bana vaaz etti kardeşim ve çok şey öğretti. Çünkü sen ve ben BİRiz, benim içimdekileri hemen ortaya dökmem ve senin içindekini bir sır gibi gizlemen dışında, aramızda bir fark yok. Ama senin sır saklaman da bir çeşit erdemdir. ..Halil Cibran "
    DİNLEN'NCE

    11/4/2008 - SANA BAKMAK

    Herşey yapılabilir

    Bir beyaz kağıtla

    Uçak örneğin, uçurtma mesela.

    Altına konulabilir

    Bir ayağı ötekinden kısa olduğu için

    Sallanan bir masanın.

    Veya şiir yazılabilir

    Süresi ötekilerden kısa

    Bir ömür üzerine..

     

    Bir beyaz kağıda

    Herşey yazılabilir,

    Senin dışında..

    Güzelliğine benzetme bulmak zor,

    Sen iyisimi sana benzemeye çalışan

    Herşeyden:

    Bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor.

    Belki tabiattadır çaresi

    Senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin..

    Ve benim

    Bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim..

    Anlarım bitkiden filan

    Ama anlatamam

    Toprağın güneşle konuşmasını

    Sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla

     

    Sen bana ışık ver yeter

    Bende filiz çok..

    Köklerim içimde gizlidir

    Gelen giden, açan soran, bere budak yok

    Bir şiir istersin

    "içinde benzetmeler" olan

    Kusura bakma sevgilim

    Heybemde sana benzeyecek kadar

    Güzel birşey yok

     

    Uzun bir yoldan gelen

    Tedariksiz, katıksız bir yolcuyum

    Yaralı yarasız sevdalardan geçtim

    Koynumda bir beyaz kağıt boşluğu

    Herşeyi anlattım..

    Olan olmayan, acıtan sancıtan..

    Bilsem ki sana varmak içindi

    Bütün mola sancıları

    Bütün stabilize arkadaşlıklar

    Daha hızlı koşardım

    Severadım gelirdim

    Gözlerinin mercan maviliğine..

     

    Sana bakmak

    Suya bakmaktır..

    Sana bakmak

    Bir mucizeyi anlamaktır..

     

    Sağa sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır

    Aşk sorgusunda şahanem

    Yalnız kelepçeler sanıktır

    Ne yazsam olmuyor

    Çünkü bilenler hatırlar..

    Hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar

    Bahçıvan değil tüccarlardır

    Sen öyle göz,

    Sen öyle toprak ve güneş ortaklığı

    Sen teninde cennet kayganlığı iken,

    Sana şiir yazmak ahmaklıktır..

     

    Bir tek söz kalır

    Dişlerimin arasından

    Ben sana gülüm derim

    Gülün ömrü uzamaya başlar

     

    Verdiğim bütün sözler

    Sende kalsın isterim

    Ben sana gülüm derim

    Gül sana benzediği için ölümsüz..

    Yazdığım bütün şiirler

    Sana başlayan bir kitap için önsöz

     

    Sana bakmak

    Bir beyaz kağıda bakmaktır.

    Her şey olmaya hazır

    sana bakmak

    suya bakmaktır..

    gördüğün suretten utanmak..

    sana bakmak

    bütün rastlantıları reddedip

    bir mucizeyi anlamaktır..

    sana bakmak

    Allah’a inanmaktır.

     

    Yılmaz Erdoğan

     

    Ekleyen: mariyya

    KATEGORİLER
    DÜŞ'ÜN'CE

    Yaşam bizi kaldırıp bir yerden bir yere taşırken, yazgı da bir noktadan diğer bir noktaya doğru sürükler. Ve bu ikili arasında sıkışıp kalmış olan bizler, bu nedenledir ki, ancak bizlere ürküntü verecek sesleri duymakta ve yolumuzda bir engel gibi dikilmekte olanları görmekteyizdir. .

    Açıktır Yaradan'ın Yüreği'nin kapıları ardına dek; bizse yapışıp kalmışızdır yeryüzüne. İçimizi kazıdıkça açlık, alırız Yaşam'ın ekmeğini ayaklarımızın altına, çiğneriz. Ah ne iyicildir insanoğluna Yaşam, yine de ondan uzaklaşmış, çok uzaklara gitmiştir İnsan...
    KARDEŞİNE ELİNİ UZAT

    "